Yemeğin Cinsiyeti

(yazının aslı burada )

Birçok kültürde erkek ve kadın kimlikleri, sıklıkla beslenme alışkanlıkları ile bağdaştırılır. Papua Yeni Gine’nin Hua insanları yiyecekleri kadın ve erkek olarak ikiye ayırır. Fransızca gibi dillerde kelimelere cinsiyet belirten artikeller verilir. Bazı dillerde – Türkçe gibi- böyle bir kullanım yoktur ama bu, sözcüklerin önünde toplumun algısına yön veren görünmez “artikellerin” varlığı gerçeğini değiştirmiyor. Hanımgöbeği, analıkızlı, dilberdudağı, kadınbudu köfte gibi yemek isimleri aslında bu konuda çok şey anlatmıyor mu?

Peki yemeğin gerçekten cinsiyeti var mıdır? Düşünelim. Örneğin, etin cinsiyeti nedir? Izgarada pişen kocaman bir bifteğin? Cevabını tahmin etmek güç değil. Et yemek birçok kültürde geleneksel olarak bir erkeklik edimi olarak kabul edilir; avcılık, saldırganlık, güç, doğa üzerinde tahakküm kurma gibi erkekliğe atfedilen birtakım özellikler ile ilişkilendirilir.(Çarpar, 2020) Erkeğin iştahlı olması normal kabul edilir. Hatta teşvik edilir. Kadına ise aksine, iştahı sebebiyle suçluluk ve utanç duyması gerektiği öğretilir.

Bu yüzden olacak, diyet ürünler, salatalar, light yoğurt ve bitki çayları, çeşitli sağlıklı gıdalar, ve diğer tüm kilo ve iştah kontrolü sağladığı kabul görmüş gıdalar genellikle kadın bedeni aracılığı ile pazarlanır. Bu ürünler elbette kadınlar içindir (!) çünkü güçlü ve iştahlı erkeğin aksine kadınlar az yemeli ve ince kalmalıdır. Kadınların yer bulduğu her türlü abur cubur reklamı ise suçluluk duygusu, utanç, kaçamaklar, duygusal yeme ve cinsel hazla ilişkilendirilir.

Çok ünlü bir markanın sadece ünlü kadın oyuncuları oynattığı çikolatalı kek reklamında, kendini kontrol edemeyecek kadar zayıf kadının kriz anı ve çikolataya ulaştığı an ulaştığı doyum ve cinsel haz çağrışımı bizlere nasıl bir mesaj veriyor? Peki, sevgilisinden ayrıldığı için kendini ve hormonlarını kontrol edemeyerek çikolataya saldıran kadının rol aldığı reklam? Söyleyeyim: Kadınların arzularını kontrol edemeyecek kadar zayıf olmasının normal olduğu – bir yandan da ikiyüzlü bir şekilde kadınların kısıtlı diyetler yapması gereken sıska imajını destekleyerek.

Kurabiye reklamları da ilginçtir: Anne elinin değdiği iddia edilerek toplumda kabul gören annelik modelinin kurabiye pişirmekten geçtiğinin nasıl dayatıldığına dikkat edin. Kurabiye pişirmek erkeksi bir eylem olmadığından erkek kurabiye pişirmez veya pişiremez (!) : doğal olarak iştahını x marka kurabiye ile bastırmalıdır.

İnce sigaraların daha feminen ve zarif paketleri olması hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Puro denildiğinde aklınızda nasıl biri beliriyor? Sigara içmek erkeksi bir eylem, bir norm olarak kabul ediliyor. Eğer kadın sigara içecekse de sigara kadına göre yeniden şekillendiriliyor çünkü kadın norm değil, norm kabul edilen erkek: kadın ise onun farklı bir sürümü, daha ince ve kırılgan.

Kendimize sormamız gereken soru çok . Sormalıyız da. Çünkü gıda reklamları bir üründen çok daha fazlasını satıyor – fikir ve algı. Ataerkil düzen beslenme deneyimini ve yiyeceklere verilen anlamları doğrudan etkiliyor. Her iki cinsiyete “uygun” beslenme alışkanlıkları dayatıyor. Erkeğin güçlü ve saldırgan, kadının ise pasif ve zayıf olduğu algısı böyle böyle yaratılıyor. Ucu yeme bozukluklarına ve düşük özsaygıya dek gidiyor. Bir kadın veya kadının vücudunun bir parçası ile yan yana yerleştirildiğinde, yiyecekler birer doyum ve haz sembolü haline geliyor. Bu da kalabalıkların, özellikle de yeterince eğitilmemiş kalabalıkların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sorgulamak yerine sorgusuz sualsiz kabullenmesine neden oluyor.

Kadın bedeninin nesneleştirilmesi, aşağılanması, bir tüketim maddesine indirgenmesi toplumumuzun en büyük sorunlarından, kadına yönelik şiddetin en önemli sebeplerinden biri değil mi? Adeta beyin yıkama seanslarına dönüşen reklamların toplum sağlığı ve toplumsal cinsiyet eşitliğine verdiği zararın ne kadar farkındayız? Kim ne derse desin, bu bir halk sağlığı problemidir.

Toplumdaki yerimizden bizim için neyin doğru olduğuna, giyimimizden görünümümüze, evimizdeki işbölümünden beslenme alışkanlıklarımıza bizleri yönlendirmek, yönetmek ve bir kalıba sokmak isteyen güce karşı ve ona rağmen, her halimiz, her şeklimiz ile ne muhteşem varlıklar olduğumuzu, zayıf veya yetersiz veya normun dışında olmadığımızı çok iyi kavramaya ihtiyacımız var.




Kaynak:

Beslenme, Kimlik ve Erkeklik: Et Yemenin Sosyolojisi – Mehmet Can Çarpar
Bordo, Susan. “Hunger as Ideology” In Unbearable Weight: Feminism, Western Culture, and the Body. Berkeley: University of California Press, 1999.
Jean Kilbourne, Killing Us Softly Series.
  

Yorum bırakın